Rivka.
Lambaları temizlemek.
Anne,
Kapıda kimin olduğunu görmem gerek.
Ve geri geldiğimde... bu çorbadan daha çok içmiş olacaksın.
Yakup!
Amca.
İçeri buyrun, gelin.
Hoşgeldiniz... buyrun lütfen.
Anne! Baba! Yakup ve babası burada. Onları nereye alayım?
Pekala,
sen onları öndeki odaya buyur et Miryam.
Sonra onlara yemek hazırla.
Birkaç dakika içinde orada olurum.
Lütfen buyurun. Babam da hemen yanlarına geliyorum dedi.
Ben... biz buraya gelmenize çok sevindik.
Kendinizi lütfen evinizde hissedin.
Nuh! Su getir ve konuklarımızın temizlenmelerine yardım et. Çabuk!
Tamam, tamam.
Ne oldu Miryam?
Yakup ve babası bize geldiler! Yemek hazırlamamız lazım! Çabuk gel!
Tamam, elimden geldiğince çabuk gelirim.
Acele et!
Sakin ol, Miryam.
Dur Baba. Yardım edeyim sana.
Sen giymesine yardım et.
Ah,
Oldu işte.
Hadi, götür beni onlara çocuğum.
Musa.
Selamlar, Musa amca.
Yakup.
Lütfen. Oturun.
Musa, seni gördüğüme sevindim.
Hastalığını duyunca üzüldüm.
Tanrı seni iyileştirsin ve en kısa zamanda sağlığına kavuştursun.
Dilemesi senden, duyması Tanrı'dan.
Evet.
Bugün size
nasıl yardımcı olabilirim?
Bugün ben aslında,
Oğlum Yakup için buradayım.
Oğlum çok iyi bir gençtir ve bence tam senin kızına layık bir koca olacaktır.
Yakup'un babası, nişanı kısa sürede yapabilir miyiz diye sordu.
Zor zamanlardan geçiyoruz ve başımıza ne gelecek kimse bilemez dedi.
On iki ay çok uzunmuş, üç ayda evlenmemizi istiyormuş!
Baban ne dedi peki?
O da onayladı! Üç ay içinde evleneceğiz.
Eyüp'ü de içeri çağırdılar ve sözleşmeyi yaptılar.
Sonra da
Yakup bana bu kolyeyi verdi.
Hayatında bu kadar harika bir şey gördün mü?
Öyleymiş canım, çok güzel.
Ama,
Halacığım, annem ve babam bensiz ne yaparlar bilemiyorum.
Yakup konusunda çok heyecanlıyım, ama diğer yandan...
Sen ve Yakup onlara nasıl yardım edeceğinizi bulursunuz.
Zaten Sara ve Eyüp de orada.
Ama Sara çok hasta.
Sonsuza dek hasta olmayacak. Bir bebeği olacak.
Biliyorum ama, hâlâ bebek doğduğunda Eyüp'ün ailesinin yakınlarına taşınmaktan bahsediyorlar.
Gitmeleri için zaman uygunsa ve doğruysa giderler.
Tanrı onlara yön verecek.
Aynı sen Yakup'la birlikte konuşup dua ederken ve Tanrı'nın yolundayken
size yapacağı gibi.
Annem bize derdi ki... büyüyünce kocalarımızın lafını dinlemeliymişiz.
bir gün gidip kocalarımızın aileleriyle yaşayacakmışız.
Ama annemle babamın bana ihtiyacı varsa...
Söz dinlemek de bir iman adımıdır, Miryam.
Yakup'la henüz birlikte yaşamaya başlamadık ama şimdiden kafam karışıyor.
Ah halacağım, ben daha kendim olmayı bilmiyorum
şimdi bir de eş olmayı mı anlamam gerekiyor?
Hem de üç ayda! Ben bunu asla yapamam.
Miryam, kocasına bağımlı bir eş olmak, sen olmaktan çıkmak demek değildir.
Yakup seni sevmeyi öğrendikçe,
sen de onun sözünü dinlemeyi ve birlikte Tanrı'ya bağımlı olmayı öğrendikçe,
Tanrı'nın tasarladığı eşsiz insanlara dönüşürsünüz.
Yani
Yakup'la evlenmek beni daha iyi bir insan, daha iyi bir ben mi yapacak?
Öyle demedim Miryam.
Değerimiz ve olgunluğumuz evli ya da bekâr olmaktan kaynaklanmaz.
Her birimizin kendi yolu var.
Tanrı'nın sözünü dinleyerek, O'na ve başkalarına hizmet ederek olgunlaşırız.
Ben anne ve babama hizmet etmek istiyorum.
O zaman bunu Yakup'la konuşmalısın.
Yani şimdi mi?
Evet, ortak hayatınızı şimdi planlıyorsunuz, değil mi?
Evet, sanırım öyle.
ve kararlar alıyorsunuz?
Evet.
O halde, bakış açından faydalanmasına izin vermelisin.
Senin düşüncelerini okumak zorunda bırakma onu.
Senin için neyin önemli olduğunu bilsin.
yapmasını istediğin şeyler için onu zorlamak adına değil de,
onun en iyi kararları verebilmesi adına.
Senin bu görüşünü bilmesi gerek.
Miryam,
bugün temizleyip yağla doldurduğumuz şu lambalara baksana
Hepsi de ne kadar güzel. Ne de çeşitli lambaların varmış.
Lambaları severim.
Ama bak,
hepsinin bir tek amacı vardır.
o da...
... yanmak.
Aynen öyle.
Ama bak, çok farklı şekillerde yanıyorlar.
Örneğin bu, duvarda çok güzel şekiller oluşturuyor.
Bu ise kocam gece çalışırken defterlerinin üzerine güçlü bir ışık tutuyor.
Şu
çok parlaktır. Ve şunun ışığı daha yumuşaktır.
Bütün lambaların... ortak noktası çoktur.
Alev onları yakmadan önce hepsinin temizlenmesi ve yağla doldurulması gerekiyor.
Sonra her birinin diğerlerinden farklı bir etkisi vardır.
İsa bizim ışık olduğumuzu söyledi, Miryam.
Işığımızın parlak yanması gerekir.
Ama bizim yaşam amacımız, dünyayı Tanrı'nın ışığıyla aydınlatmaktır.
her birimiz bunu biraz farklı şekillerde yapar.
Demek ki,
Ben bir lamba gibiyim.
Evet, gittiğin her yerde amacın aynıdır; ışığının yanması.
Sanki bazen ben ışığı söndürüyorum.
Örneğin, Sara'yla tartışırken.
Ah, ha, ha, ha, ha, ha, hepimizin böyle anları vardır.
Ama sen,
Bence sen özellikle çok güzel bir lambasın.
Ve kendini hangi evde bulursan bul,
Tanrı'nın tasarladığı gibi yanarak etrafı aydınlatmayı unutma.
Tanrı'nın gözünde
güzelliğin
O'nun yarattığı gibi bir kişi olmaktan kaynaklanıyor.
Tanıdığım en güzel kadınların bazıları -
ve içsel güzellikten, o temiz parlaklıktan söz ediyorum -
en karanlık zamanlarda
ve en karanlık yerlerde parlamak zorunda kaldılar.
Her gün, an ve an lambaların dolması için Tanrı'ya güvenmeleri gerekiyordu.
Ama sonra
Tanrı'nın ışığı onlarda öyle yanıyor ki, insanın neredeyse nefesini kesiyor.
Ne gibi karanlık zamanlar?
Kocanı kaybetmek ya da
çocuğunu kaybetmek gibi.
Savaş ya da kıtlık.
O kadar çok şey var ki.
Bu seni korkutuyor mu?
Ah, çocuğum benim.
Eğer başımıza gelebilecek tüm sıkıntıları hayal etmeye kalksak,
her şey çok zor olurdu.
Sen her zaman karanlık günlerde parlıyorsun.
Ha, ha, ha, orasını bilemem.
Her zaman gerektiği gibi yanmıyorum.
Bazen hiç evlenmeseydim, hayatım daha kolay olurdu diye düşünüyor musun?
Kolay mı?
Hayır, sanmıyorum.
Bence farklı açılardan yine zor olurdu.
Bak Miryam,
ikimizin de farklı becerileri ve farklı fırsatları var.
Bana verdikleri için Tanrı'ya hesap vereceğim.
Evlenmemiş olsam da ne ben, ne de armağanlarım farklı olmazdık.
Sara'nın evlenmemiş bir arkadaşı var ve bence öteki kızlar evlenmedi diye onu küçümsüyorlar.
Bazı insanlar bir kızın hayattaki tek amacının evlenmek olduğunu sanıyor.
Ama bence bizim amacımız, hangi durumda olursak olalım, Tanrı'ya hizmet etmek olmalıdır.
ister evli olalım, ister bekar
isterse Nura gibi dul olalım.
Hepimizin yetenekleri ve armağanları var.
Bize düşen Tanrı'nın bize verdiklerini en iyi şekilde kullanmak olmalı.
Kendimizden emin olmasak bile mi?
O zaman bile.
İsa bu konuda bir öykü anlattı.
Adamın biri yolculuğa çıkıyormuş.
Tüm hizmetçilerini yanına çağırmış... ve tüm mallarını onlar arasında pay etmiş.
Birine
içi para dolu... beş torba vermiş, diğerine de iki torba.
Sonra bir diğerine de tek torba düşmüş. Her birinin becerisine göre.
Uzun bir süre sonra hizmetçilerin efendisi geri dönmüş ve onlarla hesaplarını kapatmış.
Beş torba para alan hizmetçi adama şöyle demiş:
"Efendim, bana beş torba emanet etmiştin,
bak, o parayı işlettim ve beş tane daha kazandım."
Efendisi ona, "Aferin, iyi ve güvenilir hizmetçim!" demiş. "Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin,
ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!"
İki torba para alan hizmetçisi de adamın yanına gelmiş.
"Efendimiz" demiş. "sen bana iki torba para emanet etmiştin. Bak, iki tane daha kazandım" demiş.
Efendisi ona, "Aferin, iyi ve güvenilir hizmetçim!" demiş. "Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin,
ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!"
Sonra adamın bir torba para verdiği hizmetçisi adama yaklaşmış ve "Efendimiz" demiş,
"Senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçer,
harman savurmadığın yerden devşirirsin.
Bu nedenle korktum, gidip senin verdiğin para torbasını toprağa gömdüm.
İşte, al paranı!"
Efendisi ona şu karşılığı vermiş: "Seni kötü ve tembel hizmetçi!
Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi
bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım..."
Böylece efendi, kendisine emanet edilen
hazineyi doğru kullanmayan
hizmetçiyi cezalandırmış.
Tanrı her birimize birer hazine vermiştir Miryam.
İster evli, ister bekar, ister çocuklu, isterse çocuksuz, zengin ya da yoksul olalım,
her birimize verdiği
farklı armağanlar ve yetenekler var.
Ama O'nun bize verdiklerinin değerini bilmeli ve kendimizi bizi çağırdığı
yere ve ilişkilere tam olarak adamalıyız.
Biz bunu yaptığımız zaman
Son Günde O'na gidebilecek
O'nunla yüz yüze gelebilecek, ve O'nun onayının yaşatacağı sevinçle coşacağız!
İşte
o gün gerçekten parlayacağız.
O'nun ışığı bizlerde yanacak!
Miryam,
Bu lambayı almanı istiyorum.
Benden sana bir nişan armağanı olsun.
Ne zaman ona baksan,
Tanrı'nın sana emanet ettiği her şeyi
ve her gittiğin yerde Tanrı'nın sevgisiyle yanman gerektiğini hatırla.
Ama halacığım,
bu o kadar güzel ki. Alamam.
Canım benim. O yeterince güzel değil!
Sen Tanrı'nın çocuğusun.
Sen Cennetin Krallığı'nda bir prensessin.
Sen Kralların Kralının ve Rablerin Rabbinin küçük kardeşisin.
Al onu
ve her ne yaparsan yap, her nereye gidersen git, Mesih'te kim olduğunu daima hatırla.
Ama ben,
alamam!
Ah... almalısın. Israr ediyorum. Almadan eve gitmene izin vermem.
Yakup'la konuşacak o kadar çok şey var ki,
ama
Annemle babama dönmeliyim.
Bunu almadan gidemezsin.
Burada sizi görmek isteyen genç bir bayan var.
Gelsin.
Daliya!
Ne oldu?
Rahatsız ettiğim için özür dilerim, ama
ah,
annem çok hasta,
Miryam'dan duyduğum kadarıyla Tanrı'dan gelen şifa gücünüz varmış.
Benimle gelip anneme yardım eder misiniz?
Benim kendime ait gücüm yok
Tanrı'nın var.
Geleceğim, ve ilaçlarımı getireceğim ve ayrıca annen için de dua edebilirim.
Ben seninle gelirim. Yolumun üstünde.
Siz iki kız yola koyulun. Ben yetişirim.
Teşekkürler Debra.
Miryam, boynundaki nedir?
Yakup'la evleniyorum... üç ay içinde!
Ah Miryam, ne kadar güzel!
Öyle şanslısın ki.
Sanırım ben hiç evlenmeyeceğim.
Öyle deme.
Ben senden büyüğüm Miryam.
Ama Daliya, kadının Tanrı'nın gözünde önemli olması için kocası olması gerekmez.
Tanrı bizi olduğumuz gibi sever.
Miryam'ın Yakup'la evlenme konusunda ne gibi kaygıları ve korkuları vardı?
Rivka, Miryam'ın kaygı ve korkularına nasıl karşılık verdi?
Rivka, Tanrı'nın gözünde bir kadının yada erkeğin değerinin ve amacının ne olduğunu söyledi?
Ne gibi armağanlarınız ve yetenekleriniz var?
Emanetlerle ilgili benzetme, bize armağanlarımız hakkında neler söylüyor?